Mikro âlem den makro âlem e kadar hemen her şey –üstelik aralıksız- dönüyor dersek abartmış olmayız. Proton ve nötronların atom çekirdeğinin etrafında dönmesinden tutun, Ay’ın Dünya ve Güneş etrafında dönmesine kadar. Dünya ve diğer gezegenler Güneş etrafında, güneş sistemi ise kâinatta henüz bilmediğimiz bir yöne doğru dönüyor.

Saatin akrep ve yelkovanı dönüyor. Günler, aylar, mevsimler, seneler, asırlar ve nihayet zaman dönüyor. İnsan döne döne kabre ilerliyor. Kabir berzaha, berzah mahşere, mahşer ahirete dönüyor. Aslında insan aslına dönüyor. Âlem-i ervahta; “Elestü bi rabbiküm?” sorusuna, “belâ” diye cevap verdiği ruh saffetine dönüyor. Aslî vatanına dönüyor. Tıpkı dünyada geçici gurbet yaşadıktan sonra ana kucağına, baba ocağına döndüğü gibi.

Dönmek denilince; sözünden dönmek ve yolundan dönmek gibi olumsuz anlamlar da gelir aklımıza.

Hatta bu şekilde dönenlere “dönek” gibi ağır yakıştırmalar da yapılır. İnsan, yanlış olduğunu bilse bile “dönek” yaftasını yememek için dönemez bazen yolundan. Gerçi gidilen yol, yol değilse dönmesini bilmek lâzım. Çünkü o zaman dönmek döneklik değil, bilâkis “erdem” olur.

Söz gelimi Ebû Cehil, Efendimizin (sav) Peygamber olduğuna adı gibi emindi ama “atalarının dininden döndü dedirtmem” diye inkâr etti. Efendimiz (SAV); “Bilmiyorlar Allah’ım!” dedi. Bize de öyle söylemek düşer.

Kıssaya göre; farklı tarikatlara mensup iki arkadaş konuşuyorlarmış. Biri diğerine:

-Siz neden dönüyorsunuz?

-Biz, Allah! Der döneriz, cevabını vermiş ve eklemiş:

-Sahi siz niye dönmüyorsunuz?

-Biz, demiş öbürü, Allah! Der, bir daha da dönmeyiz…

Bizler ne özümüzden,  ne sözümüzden, ne de yolumuzdan dönelim. Herkesin bir yerlere döndüğü günümüzde bizler yönümüzü ve yüzümüzü Allah’a dönelim ve “Rabbim sana döndüm yüzümü” diyelim.