İkinci Dünya Savaşı’nda yaşanan dram dolu hayat hikâyelerini sıkça dinlemişsinizdir… Bununla ilgili birçok filmde yapılmıştır. Bu yazımda sizlere izleyenler için zihinlerindeki tatlı anıları yeniden canlandırma, izlemeyenler içinse bir öneri niteliğinde Piyanist (The Pianist) den bahsedeceğim.

Piyanist (The Pianist) isimli romandan beyaz perdeye aktarılan filmde İkinci Dünya Savaşı sırasında Polanya’da normal bir hayat sürmek zor bir hale gelir. Oldukça yetenekli bir piyanist olan Wladyslaw Szpilman’ın hayatı Nazi işgalinin ardından bambaşka bir hal alacaktır. Ailesi ile birlikte işgalden sonra zor günler geçiren Szpilman radyo binasının saldırılara uğramasına rağmen piyano çalmaya devam edecektir.

İkinci Dünya Savaşı sırasında oldukça zor bir durumda kalan ailenin dramına tanıklık edeceğimiz filmde, Wladyslaw Szpilman, savaş patlak verdiğinde henüz 27 yaşındadır ve Polonya’nın geleceği en parlak piyanistlerinden biridir. Luftwaffe’de radyo istasyonu bombalandığında Chopin’in; “C minor Nocturne’nü” çalıyordu.

Tüm Yahudiler gibi o ve ailesi de evlerinden çıkartılarak Varşova gettolarına sürülmüştür. Bu çok yetenekli genç adam yeni yaşamında karaborsacıların ve işbirlikçilerin eğlendiği barlarda çalmaya başlamıştır. İşte bu işbirlikçilerden biri onu ve ailesini ölüme götüren esir kampı trenlerinden birinden kurtarmıştır.

Piyanist (The Pianist) filmi için hiç tereddüt etmeden dram türünde bir baş yapıt diyebiliriz. Bizlere İkinci Dünya Savaşı’nda yaşanan olayları bu kadar muhteşem şekilde anlatan birkaç eser var. Filmin ambiyansı ve atmosferi o kadar iyi ki kendinizi savaşın ortasındaymış gibi hissediyorsunuz. Bu atmosferi izlediğiniz her filmde hissedemezsiniz. Bu açıdan filmin oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum.

Zaten filmin baş rolününde yer alan Andrien Brody de muhteşem ötesi bir oyunculuk sergilemiş.

Bu filmdeki performansıyla da en iyi erkek oyuncu oscarını kazanmıştır. Ayrıca Piyanist filmi vizyona girdiği yıl üç dalda oscar kazanmayı başaran ender yapımlardan dır. Senaryosu gerçekten sağlam bir film. Bunun en büyük sebebi tabiî ki de kitap uyarlaması olması. Tabi iş sadece senaryo ile de bitmiyor. Yönetmenin de bu senaryoyu bizlere başarılı bir şekilde sunması gerekiyor. Roman Polanski de işte bunu fazlasıyla yaptı. Oldukça sağlam bir yönetmenlik performansı sergiledi. Eğer hala izlemediyseniz kesinlikle kaçırmayın derim.

Filmle alakalı özellikle milliyetçilikle alakalı olumsuz eleştiriler de yok değil…

Onlara söyleyeceğim tek şey;

İster Nazilerin utanç öyküsü ister Yahudi propagandası deyin.  Taraflı mı anlatılmış yoksa tarafsız mı? Yanlış sorunun doğru cevabı olmaz. Filmi izlerken bir an bile aklıma gelmedi filmin bir tarafa yönelmesi. Zaten filmi sizi öylesine alıp götürüyor ki hayranlıkla onu izliyorsunuz.

Açlıktan ölmek üzere olduğu halde piyano çalarken, yüzünde sanki hayatın sırrını çözmüş bir eda beliriyor. Ama ne derseniz deyin bu film tam bir başyapıt…  Dünyaya tek pencereli gözlükten bakan arkadaş(lar)ım sana, size, dahası hepinize sesleniyorum! Bu filmi izlemenize imkân yok ama ben çerçeveleri çıkarıp ta izlemeyen arkadaşlarım için yorumluyorum.

Gerek görselliğiyle gerek senaryosuyla ve diyaloglarıyla tüylerinizi diken diken eden bir yapıt. Andrien Brody adeta bu rol için yaratılmış. Mükemmel oyunculukların ve olağanüstü konusuyla sizi büyülüyor. Shindlerin Listesi, Life is beatiful gibi filmleri beğenen arkadaşların bu filme hayran kalacaklarını söylüyorum.

Hala izlemeyenleriniz varsa bir saniye daha düşünmesin…