Seçimler ekonomiyi nasıl etkiler ? 24 Haziran da ülke olarak yeniden erken bir seçim heyecanını yaşayacağız. (Ekonomik bazda bakacak olursak seçimin kaosunu yaşayacağız desek daha doğru olur)

Türkiye 1946 yılında çok partili siyasi hayata geçmiştir. Genel seçimleri bugüne kadar 19 kez yapan Türkiye 24 Haziranda 20.defa sandık başına gidecek her 4 yılda bir genel seçimleri 5 yılda da yerel seçimleri sığdıran Türkiye 3 yılda bir seçimlerin gerginliğini yaşıyor. Genel seçimlerde şimdiye kadar;

  1. Liste Usulü Çoğunluk
  2. Milli Bakiye
  3. D’Hondt Sistemi

Olmak üzere 3 farklı seçim sistemi uygulamıştır. Ayrıca seçimler1977 yılında D’Hondt – Barajsız, 1983 yılında D’Hondt – Çift Barajlı (Ülke ve Bölge)  ve 1991 de D’Hondt çift barajlı-kontenjan seçimleri olarak D’Hondt Sitem’i nin farklı versiyonları uygulanmıştır.

Seçim; Avustralya, Belçika, Kanada, Almanya ve Amerika Birleşik Devleti gibi gelişmiş ülkelerde birkaç hafta öncesinden propagandaya başlayıp seçim sandıkları açılıp ertesi güne uyanılan sabahın ilk ışığında son bulan bir eylemken; Ülkemizin de içinde bulunduğu Mısır gibi gelişen ve gelişmekte olan ülkelerde ise yine birkaç hafta öncesinden başlayarak sandıkların açılmaya başlamasıyla son bulmayıp aylar boyu devam eder.

Tabi seçimler bazen ülke olarak istikrarın habercisi bazen de iflas çanlarının çalmaya başladığı yolunda giden bir lokomotifin raydan çıkması olabiliyor.Siyasi Partiler Kanunu uyarınca siyasi partilere her yıl bütçe gelirleri üzerinden yapılan yardım, yerel seçim yapılan yıllarda 2, genel seçim yıllarında ise 3 katı olarak gerçekleştiriliyor.2015’in genel seçim yılı olması nedeniyle siyasi partilere yaklaşık olarak 530 milyon TL hazine yardımı yapıldı.

Seçimlerle Birlikte 2018 Bütçesi

TBMM’ye sunulan 2018 Bütçesi’ne göre ise, 2017’de 234.7 milyon TL iken bütçeden siyasi partilere yapılan Hazine yardımı; 2018’de yaklaşık 40 milyon TL artarak 273.8 milyon TL. Oldu.  24 Haziran da yapılacak erken seçimlerle beraber 2018 yılında siyasi partilere toplamda yaklaşık olarak 820 milyon lira yardım yapılacak.  Şimdi Allah artırsın deyip ülke ekonomisine etkisine kısaca değinelim.

Seçim sürecine giren bir ülkede ekonomide belirgin olarak görülen ilk şey toplam harcamaların artması ve belirsizliktir.İktidardaki politikacılar yerel veya genel bir seçim öncesinde tüm ekonomi politikalarını mevcut hükümete oy kazandıra bilecek şekilde uygular. Bu durum seçim propagandası öncesi genişletici ekonomi politikası olarak karşımıza çıkar. Maliye ve para politikaları bu nedenle uygulanabilmektedir.

Seçimler Ekonomiyi Nasıl Etkiler sorusuna aslında seçim öncesinde özellikle propaganda dönemlerinde kamu harcamalarının artırılması, devletin ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatlarında artışa gidilmemesi ve vergilerin azaltılabilmesi söz konusu olabiliyor. ( Nitekim doların tırmanmasıyla hafta da bir akaryakıtın litre fiyatında oluşan artışın vatandaşa yansımaması için yetkililer bu zamların ÖTV’den düşürüleceğini açıklanmıştı.) Bu çerçeve de özellikle vergi politikaları manipüle edilebilmektedir.

Yukarıda da bahsedildiği gibi seçim döneminde uygulanan ekonomi programları işsizliğin azalması, faiz oranlarının düşmesi vergi affı, borçlarda yapılandırma gibi kısa dönemde ekonominin canlanmasına neden olabilir. Fakat uzun vadede ekonomide ciddi dalgalanmalara yol açabilir.

Seçim öncesinde artırılan kamu harcamaları, emeklilere verilen ikramiyeler, siyasi partilere verilen ödenekler gibi durumlar bütçede ciddi manada bir açığa sebebiyet vermektedir. Devlet bütçede oluşan bu açığın finansman sorunuyla karşı karşıya kalırken çözüm adına ilk akla gelen tabiî ki vergi oranlarını artırmak ve kamuda seçim öncesinde yapılamayan fiyat artışlarını gerçekleştirmektir. Bu durum haliyle kıt kanat geçinen vatandaşa yansımaktadır.

70’ler Türkiye’si.

Basitçe birde şu açıdan bakalım. Ülkemiz İşsizliğin arttığı, yıllık enflasyon oranlarının %100’lere yaklaştığı 1970’ler Türkiye’sinde, ekonomik darboğazları aşabilmek için 24 Ocak 1980 tarihinde serbest piyasa ekonomisi sistemine geçmiştir.Serbest piyasa her türlü alım satım durumlarının belli bir çerçeve içerisinde özgürce yapıldığı piyasadır.

Fiyatların resmi olarak belirlendiği durumlarda resmi kanunun dışında oluşan piyasaya serbest piyasa diyebiliriz. Yabancı paralar için ise bu durum serbest kur olarak tanımlanmaktadır. Serbest kurda yabancı paraların rahatça alınıp satılması mümkündür. Fiyatlar arz ve taleple belirlenmektedir.

Ülkemizde yatırım yapan yerli ve yabancı iş adamları uluslararası ithalat ve ihracatlarını döviz cinsi üzerinden yapmaktadırlar.Seçim dönemlerinde ise öncesi ve sonrasıyla ekonomik göstergeler hep bir belirsizlik üzerinde durur.

İktidar mensupları ekonomik göstergelerin belirsiz olduğu dönemlerde piyasaya ufak bir! Müdahalede bulunabiliyorlar söz konusu bu müdahaleler Türk lirasının döviz karşısında ciddi manada değer kaybetmesine sebebiyet vermektedir. Nitekim 2017 Aralık ayında dolar kuru 3,70 civarındayken 2018 Mayıs ayında 4,80’leri gördü. 3,70’lerde borçlanan bir firmanın doların 4,80’leri gördüğü bir ortamda nasıl bir borç batağına girdiğini kestirebiliyor musunuz?

Veya Türkiye’de üretim yapıp mal satan, ticaret yapan şirket sayısının 200 bin civarında olduğunu farz etsek 4,80’ler de ödeme yapacak olan bu firmaların borç yükünü minimize etmek için fiyatları vatandaşa nasıl yansıtacağını düşünebiliyor musunuz?